Röportaj: Cem Yeker {Interview with Cem Yeker}


Cem Yeker ile Türkiye’deki ERP pazarının gelişimi, ERP üretici firma – çözüm ortağı ilişkileri ve  ERP’nin Türkiye ,Dünya Pazarındaki geleceği hakkındaki düşünceleri üzerine yaptığımız röportajı yayınlıyoruz.

2000 yılından sonra Türkiye’de ERP pazarı nasıl gelişti?

1994 – 2000 yıllarında ağırlıklı olarak uluslararası şirketler gene uluslarası roll-out planları çerçevesinde Türkiye’deki şirketlerinde ERP projeleri yaptılar ve diğer yerel şirketler için referans oluşturdular. Tabii ki bu durum yabancı ERP üreticileri yazılımlarının “yerelleştirme” sürecini de oturtmalarına olanak sağladı. 2000 yılından sonra yerel şirketlerde ERP’ye talep giderek arttı, 2000’li yılların sonuna doğru bu talep hızla pazardaki büyük şirketlerden orta büyüklükteki şirketlere ve KOBİ’lere doğru arttı.


Türkiye’deki Üretici – Partner ilişikileri, diğer ülkelere göre farklılık gösteriyor mu?

Diğer ülkelere tanımı altında endüstrileşmiş batı ülkelerini düşünürsek, evet gösteriyor. Esas olarak bu tip ülkelerde “system entegratörü” diye tanımladığımız iş ortaklıkları ağırlıklı olarak uluslararası şirketlerin hakimiyetinde, sadece birkaç tane orta büyüklükteki yerel iş ortaklarını “belirli” ürün/sektör/müşteri diliminde baskın olarak görebiliyoruz. Türkiye’de ise durum biraz daha değişik, ağırlıklı olarak yerel system entegratörlerinin hakimiyeti söz konusu, uluslararası şirketler burada daha çok belirli bir müşteri dilimine yönelmiş durumda. Bunun nedeni Türkiye pazarının çok fiyat duyarlı bir pazar olması.

Sizce Türkiye’deki yerli ve yabancı ERP üreticileri beklentilerine ulaştı mı?

Yerli üreticiler açısından cevap vermem mümkün değil, ancak yerli üreticilerin komşu ülkelerden başlayarak özellikle orta doğu ve Türkçe konuşan ülkelere yayılmaları bir hedef olabilir, bunu da bazı yerli üreticiler kısmen ya da tamamen gerçekleştirdiler. Yabancı üreticilere gelince, dışarıdan yani bu şirketlerin bölgesel yönetimleri tarafından bakıldığında, cevap kesinlikle “hayır”. GSMH’si 700 milyar USD’lerde dolaşan, 70 milyonluk bir nüfusu olan ve dünyanın ilk 20 ekonomisi içerisende yer alan bir ülkede yaklaşık 100-120 milyon EURO’luk (ki buna bakım gelirleri de dahildir) bir Business Applications Market, bu yönetimler tarafından anlaşılamamakta ve Türkiye’den birkaç katı daha fazla gelir beklemektedirler.

Şirketler genelde satın alacakları ERP ürüne nasıl karar veriyorlar? ERP Satın alırlarken hangi düşünceler daha ön planda yer alıyor?

Karar mekanizması sektör/müşteri dilimi/ürün’e gore farklılık göstermekte. Genel anlamda aşağıdaki üç senaryo ile özetlemek mümkün:
·         Müşteri daha ilk günden hangi yazılımı alacağını biliyor ama projeyi kime vereceğini kestiremiyor. Bu durumda, hem yazılımı kendi açısından en düşük maliyetle almak için iki ya da üç üreticiyi çarpıştırıyor hem de emplementasyonu yapacak firmayı belirlemek amacıyla birkaç iş ortağıyla ilişkiye giriyor.
·         Pazarda özellikle orta büyüklükte ve KOBİ diliminde yer alan şirketler ağırlıklı fiyata gore karar veriyorlar.
·         Özellikle IT bölümlerinin gerek kendi yazmış oldukları yazılımlar sayesinde elde etmiş oldukları “güclerini” potensiyel olarak kayıp etme tehlikesi, gerekse bu tip seçim sürecindeki deneyimsizlikleri bu sürecin daha uzun ve sağlıksız olmasına yol açıyor.

Dünya’da ve Türkiye’de ERP Pazarını ne gibi değişiklikler bekliyor?                                         

Cem YEKER
Yazılım açısında baktığımızda ERP kavramında traditional olarak 90’lı yıllarda ve 2000’li yılların başında “Satın Alma”, “Üretim”, “Satış ve Dağıtım”, “Mali ve Maliyet Muhasebesi” ve “İnsan Kaynakları” fonksiyonalitelerinden oluşuyordu. Daha sonra bunların etrafına ya da  üstüne “Tedarik Zinciri Optimizasyonu”, “Müşteri İlişkileri Yönetimi” gibi özelliklerin gelmesi ve teknolojinin gelişmesi her türlü iiş akışının internete taşınmasıyla beraber “e” kavramı ERP’nin içeriğini de değiştirdi.

Dünyaya baktığımızda, özellikle Business Applications Software dediğimiz bazında ERP’nin yer aldığı pazarların ben şahsen uzun bir sure daha olacağını ama gelecekteki 7-10 senelik bir periodda artık “satılmayacağını” düşünüyorum. Bu tip yazılımların karşılığında üretici firmalar müşterilerine daha da çok katma değer sunmak zorundalar, bunu yazılımı satmakla yapmak mümkün değil. Katma değerli servisler projenin implementasyonu, bakım ve içerik. Dolayısıyla 7-10 senelik bir zaman diliminde üretici firmalar ancak proje, bakım ve içerik (ki bu da bence soru işareti) için müşteriden bir değer isteyebilecekler ve bunu alabilmek için de yazılımlarını “free of charge” verecekler.

Türkiye’ye baktığımızda ise, Türkiye Business Applications açısında gelişen bir pazar. Özellikle Türkiye IT pazarının (ITC değil!) yaklaşık 80% donanım ağırlıklı olduğunu ve endüstrileşmiş batı ülkelerinde ise bu payın 20%’ler civarında olduğunu düşünürsek, Türkiye pazarı herhalikarda gelecekteki 10 sene içinde kat kat büyüyecektir.


Bize kendinizden bahseder misiniz.

1962 istanbul doğumluyum. 1982 senesinde Avusturya Lisesini bitirdikten sonra Viyana’ya üniversite eğitimi almaya gittim ve 13 sene kaldım. Vİyana İşletme Üniversitesini bitirdikten sonra 2 sene yerel bir Yazılım Evinde çalıştım ve daha sonra 5 sene kadar da büyük birt sigorta şirketinde “Financial Controller” olarak çalıştıktan sonra 1995 haziranında Türkiye’ye kesin dönüş yaptım. 1995 yılı Temmuz ayından itibaren de 2012 şubat ayına kadar SAP’de çalıştım. Evliyim ve 2 çocuğum var. Formula 1, Basketbol ve Briç’i çok severim.